<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Dr. Hamid Aydın</title>
	<atom:link href="http://hamidaydin.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://hamidaydin.com</link>
	<description>Dr. Hamid Aydın&#039;ın yazılarının, kişisel bilgilerinin, saç ekimiyle ilgili bilgilerinin paylaşıldığı sitedir.</description>
	<lastBuildDate>Sat, 10 Mar 2012 23:08:44 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.2</generator>
		<item>
		<title>Yort Savul!</title>
		<link>http://hamidaydin.com/yort-savul/</link>
		<comments>http://hamidaydin.com/yort-savul/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Mar 2012 23:08:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>deryadeniz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hamidaydin.com/?p=354</guid>
		<description><![CDATA[<p><em>1.  Atlasları getirin! Tarih atlaslarını!</em></p>
<p><em>     En geniş zamanlı bir şiir yazacağız</em></p>
<p>Pozantı. Adana’nın deniz görmeyen küçük bir kasabası. Ankara-Adana Otobanı buradan geçtiği için ismi pek bilinir ancak ancak atlastan baktınız mı yerini bulmakta zorlanırsınız. İlçe; Çocuk ve Gençlik Cezaevi’nde&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>1.  Atlasları getirin! Tarih atlaslarını!</em></p>
<p><em>     En geniş zamanlı bir şiir yazacağız</em></p>
<p>Pozantı. Adana’nın deniz görmeyen küçük bir kasabası. Ankara-Adana Otobanı buradan geçtiği için ismi pek bilinir ancak ancak atlastan baktınız mı yerini bulmakta zorlanırsınız. İlçe; Çocuk ve Gençlik Cezaevi’nde geçen Temmuz ayından beri dillendirilen ancak Şubat ayında Adalet Bakanlığı’nın el koyduğu ‘taciz’ iddiaları gündemde şu an.</p>
<p><em>2.  Harbi karşılık verecek ama herkes</em></p>
<p><em>     Göğünde kuş uçurtmayan şu üç soruya:</em></p>
<p>Aslında Temmuz ayında Valilik ve Başsavcılık makamlarına yapılan şikayetlerde sözkonusu tacize maruz kalan çocukların dilekçelerine neden kendi isimlerini yazmadıkları, neden bir kısmının İHD avukatlarının elinden bu dilekçeleri doldurduklarını ve neden ailelerin bu durumdan haberdar olmadıkları anlaşılır haller. Bu, kolay manipüle edilen ve polislere taş atmanın kendileri için nelere mal olabileceğini bile kestiremeyen çocukların, korkudan değil bu durumu aileleri ile konuşmaları ve dilekçelere isimlerini yazmaları, okuma yazmayı bile bildiklerinden emin değilim.</p>
<p><em>3.  Bir, Yeryüzünde nasıl dağılmıştır</em></p>
<p><em>     Tarihi düzünden okumaya ayaklanan çocuklar?</em></p>
<p>Adalet Bakanı Sadullah Ergin 200 çocuğun bu cezaevinden alınarak Sincan’a nakillerine karar vermiş. Öyle 200 deyip geçmeyin. Pozantı’nın merkez nüfusu 10 bin zaten. O yaşlarda 2000 çocuk yaşıyorsa Pozantı’da 10 da 1’ i ailelerinden çok uzak bir coğrafyaya gönderilmiş oluyor bu durumda<em>.   </em></p>
<p><em>4.  İki, Daha yavuz bir belge var mıdır ha</em></p>
<p><em>     Gerçeği ararken parçalanmayı göze almış yüzlerden?</em></p>
<p>Molotof yakın zamanda likit bomba olarak kabul edilecek. Çok yerinde bir karar. Bu kadar kolay hazırlanabilen ve bu denli tahribata yol açan başka bir silah bilemiyorum. Üstelik çocukların molotof atarken ellerindeki tehlikenin, kendilerine ve başkalarına verebilecekleri zararın derecesinin farkında olduklarını sanmıyorum. Mersin’de polislerin yaralanmasına sebep olan molotoflu bir saldırı sebebiyle tutuklu bulunan bir sanık için savcı <strong>müebbet hapis</strong> istemiş. Pozantı’da polise taş atmaktan tutuklu bulunan çocukların hemen hemen tümünün de ailesi Mersin’de oturuyor.</p>
<p><em>5.  Üç, Boğaziçi bir İstanbul ırmağıdır</em></p>
<p><em>     Nice akar huruc alessultanlarda bayraksız davulsuz?</em></p>
<p>Dedim ya, Ankara-Adana Otobanı Pozantı’dan bir ırmak gibi geçer. Şimdi aileleri bu yolları bu çocuklar için bayraksız davulsuz geçmez mi artık?</p>
<p><em>6.  Nerede kalmıştık? Tarihe ağarken üç ağır yıldız</em></p>
<p><em>     Sürünerek geçiyor bir hükümet kuşu kanatları yoluk</em></p>
<p>Mersin İHD Başkanı Ali Tanrıverdi, Hükümetin girişimlerinden memnun kaldıklarını açıklamış. Bu memnuniyet verici gelişmelerin dönemin iki ve şimdiki iki müdürün görevden alınması olduğu beyanattan anlaşılıyor.</p>
<p><em>7.  Çocuklar! ile bile muhbirler! ve bütün ahali!</em></p>
<p><em>     Hep birlikte, üç kez, bağırarak, yazınız</em></p>
<p>Bitti mi yani? Çocuklar başka memleketlere transfer edilince bitti mi her şey. Bu çocuklar o hapishanelerden nasıl çıkacak peki? Adalet Bakanlığı, İHD, BDP, Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, avutaklar, sizler, bizler, hepimiz için kapandı, çocuklar ıslah oldu mu şimdi? Asıl bunun için bağırmaya başlamak gerekmiyor mu artık?</p>
<p><em>8.  Kurşunkalemle de olabilir</em></p>
<p><em>     Yort Savul!</em><em>(*)</em></p>
<p>Evet, Yort Savul! Bundan sonra, Yort Savul!</p>
<p><em>(*)Şiir: Ece Ayhan</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hamidaydin.com/yort-savul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Meral Akşener&#8217;e teşekkür borcumuz</title>
		<link>http://hamidaydin.com/meral-aksenere-tesekkur-borcumuz/</link>
		<comments>http://hamidaydin.com/meral-aksenere-tesekkur-borcumuz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Mar 2012 23:05:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>deryadeniz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hamidaydin.com/?p=351</guid>
		<description><![CDATA[<p>Yaşı 35 ve üzerinde olanlar <strong>Meral Akşener</strong> ismini gayet iyi bilirler. Yarın 15. Yılına girecek olan 28 Şubat Postmodern Darbesi’nin en karanlık günlerinde, 8 Kasım 1996 &#8211; 30 Haziran 1997  tarihleri arasında <strong>Mehmet Ağar</strong>’dan boşalan <strong>İçişleri Bakanlığı</strong> koltuğunda <strong>Meral Akşener</strong> oturuyordu.&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşı 35 ve üzerinde olanlar <strong>Meral Akşener</strong> ismini gayet iyi bilirler. Yarın 15. Yılına girecek olan 28 Şubat Postmodern Darbesi’nin en karanlık günlerinde, 8 Kasım 1996 &#8211; 30 Haziran 1997  tarihleri arasında <strong>Mehmet Ağar</strong>’dan boşalan <strong>İçişleri Bakanlığı</strong> koltuğunda <strong>Meral Akşener</strong> oturuyordu. Daha açık ifade etmek gerekirse <strong>28 Şubat 1997</strong> tarihinde askerlerin o meşhur bildiriyi imzalaması için <strong>Başbakan Necmettin Erbakan</strong>’ı 9 saatliğine ablukaya aldıkları MGK Toplantısının yapıldığı gün İçişleri Bakanımız <strong>Meral Akşener</strong> idi.</p>
<p>Malum o dönem TSK üst kademesinin, savcı ve hakimlere verdiği zoraki (!) brifinglerden ötürü Ankara Özel Yetkili Başsavcılığı tarafından ifadeye çağrılması gündemde. Üst kademe derken gerçekten üst kademeden bahsediyorum:</p>
<p>Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, Kara Kuvvetleri Komutanı Hikmet Köksal, Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya, Hava Kuvvetleri Komutanı Ahmet Çörekçi, Jandarma Genel Komutanı Teoman Koman, Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir, MGK Genel Sekreteri İlhan Kılıç, Genelkurmay Genel Sekreteri Erol Özkasnak, Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Doğu Aktulga.</p>
<p>Mevcut koşullardan cesaret alarak bugün, o dönem Genelkurmay’ın verdiği brifinglere katılanlara, brifingleri tertipleyenlere verip veriştirmek hatta dava açmak kolay. Ancak o günün koşullarını iyi analiz eden biri için bugün yapılanları o günlerde hayal bile etmenin zorluğu sanırım kolaylıkla erişilebilir bir sonuç. Genelkurmay’ın brifinglere çağırdığı kişi ve kuruluşların içinde kimler yoktu ki? Öğretim görevlileri ve rektörlerden tutun, hakim, savcı ve avukatlara kadar varan geniş bir yelpazede bütün kamu kuruluşlarının en etkili isimlerine bu brifinglerde Genelkurmay yetkilileri tarafından emir niteliğinde tavsiyelerde bulunuluyordu. Öyle ki bir kaç gün sonra Başbakan Erbakan’ın istifasına sebep olacak 10 Haziran tarihli son brifingin <em>zorunlu</em> veya <em>gönülü </em>konukları  <strong>Anayasa Mahkemesi Başkanı, Yargıtay Başkanı, Danıştay Başkanı </strong>ve bu kurumların üyeleriydi.  </p>
<p>Brifingleri veren Genelkurmay İstihbarat Başkanı <strong>Korgeneral Çetin Saner</strong> ile İstihbarata Karşı Koyma ve Güvenlik Dairesi Başkanı <strong>Tümgeneral Fevzi Türkeri’ </strong>nin gönüllerinde yatan asıl aslan <strong>il valilerine brifing vermek</strong>ti. Yargı mensuplarına verilen brifingten sonra bu konuda basında dolaşan dedikodular üzerine <strong>Meral Akşener</strong> bütün il valilerini çağırdığı bir toplantı yaptı ve açık açık:</p>
<p><strong>“</strong><strong>-</strong><strong>Böyle bir brifinge hangi vali icabet ederse görevden alırım”</strong> dedi. </p>
<p>Akşener’in ciddiyetinin bilincinde olan valilerin gönülsüzlüğü Genelkurmay’ın geri adım atmasına sebep oldu. Aslında bugün, o günlerde bu beyanatı gazetelere yansıyan Akşener’e hitaben yapılan terbiyesizlik olayın kendisinden daha net hatırlanmakta. Genelkurmay’dan üst düzey bir yetkili gazetelere bir açıklamada bulunmuş,</p>
<p><strong>‘Söyleyin o kadına, onu kazığa oturturum’</strong> ifadesi dönemin bütün gazetelerinde karşılık bulmuştu. Bir basın toplantısı düzenleyip bu terbiyesizliği yapan komutanı açıklamaya kararlı olan Meral Akşener’e tahmin ettiğiniz üzere Süleyman Demirel mani olmuştu.</p>
<p>Bugün 28 Şubat’ın o karanlık günlerinde korkudan ödü patlayan siyasetçileri, gazetecileri, medya patronlarını, hakimleri, savcıları, avukatları, baro başkanlarını, sendika başkanlarını, rektörleri, Anayasa Mahkemesi başkan ve üyelerini, Danıştay Başkan ve üyelerini, Yargıtay Başkan ve üyelerinini, hatta Cumhurbaşkanını hatırlayınca Meral Akşener’in DİK duruşunun kıymetini daha iyi anlıyorum. Herkes birilerinin  28 Şubat’ta yapılanların cezasız kalmaması için bir şeyler yapmasını bekliyor bugünlerde. Ben işe <strong>Meral Akşener’e  minnet dolu  bir teşekkür</strong> ile başlamanın en doğru başlangıç olacağına inanıyorum.</p>
<p>Şimdi birileri <em>haklı olarak</em> tutup <em>Meral Akşener’in o dönem yaptığı 9  kusurlu hareketi sıralamaya kalkışsa bile</em> ben bütün bunlardan arı,</p>
<p><strong>“Teşekkürler Meral Akşener”</strong> demek istiyorum&#8230;</p>
<p><strong>“Teşekkürler&#8230;”</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hamidaydin.com/meral-aksenere-tesekkur-borcumuz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Başbakan&#8217;ın tercih ettiği gençliğe hitabe</title>
		<link>http://hamidaydin.com/basbakanin-tercih-ettigi-genclige-hitabe/</link>
		<comments>http://hamidaydin.com/basbakanin-tercih-ettigi-genclige-hitabe/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Mar 2012 23:02:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>deryadeniz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hamidaydin.com/?p=349</guid>
		<description><![CDATA[<p><strong>Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi</strong> bir çok tarihçiye göre <strong>Atatürk</strong> değil <strong>İsmet İnönü</strong> tarafından yazılmıştır. Doğrusu, daha ilk satırında 3 kez “Türk” kelimesinin geçtiği bir metin Atatürk’ten çok İnönü’nün fikriyatına yakın durmaktadır. Malum, Gençliğe Hitabe, 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında yapılan Cumhuriyet&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi</strong> bir çok tarihçiye göre <strong>Atatürk</strong> değil <strong>İsmet İnönü</strong> tarafından yazılmıştır. Doğrusu, daha ilk satırında 3 kez “Türk” kelimesinin geçtiği bir metin Atatürk’ten çok İnönü’nün fikriyatına yakın durmaktadır. Malum, Gençliğe Hitabe, 15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında yapılan Cumhuriyet Halk Fırkası’nın 2. Olağan Kongresi’nde Atatürk tarafından okunan meşhur <strong>‘Nutuk’</strong>un  en son bölümüdür. Geçenlerde <strong>Star Gazetesi</strong>’nden <strong>Mustafa Akyol</strong> köşe yazısında <em>askeri darbeleri meşrulaştıran sorunlu bir metin</em> olarak tanımladığı Gençliğe Hitabe’nin “kaldırılmasını” istedi diye neredeyse Türkiye vatandaşlığından çıkarılacaktı. Neyse ki Cumhuriyetin Yılmaz (Özdil) bekçisi bir yazı yazdı da Gençliğe Hitabenin ilk cümlesini bile ezbere okuyamayan büyük kitleler bu sayede bir daha Nutuk’u hatırlama ve asil kanlarıyla bir daha övünme şansı buldular. </p>
<p>Oysa bir çok kişi için Gençliğe Hitabe denince <strong>Necip Fazıl Kısakürek</strong>’in <em>“Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik&#8230;”</em> şeklinde başlayan ve <em>“Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes / Ey kahpe rüzgar artık ne yandan esersen es”</em> dizeleriyle biten metni akla gelir. Bilmeyenlerin veya daha önce tümünü okumamışların Necip Fazıl’ın ‘Gençliğe Hitabe’ sini okuyarak yazının kalanına devam etmesini öneririm.  Lise yıllarımda Ankara’da bu hitabenin bir çok ev ve işyerinin duvarlarında asılı olduğunu hatırlarım.</p>
<p>Başbakan <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong> pazar günü partisinin <strong>İstanbul İl Başkanlığı Gençlik Kongresi</strong>’ne telekonferans sistemiyle katılarak bir konuşma yaptı. Bir çok konuda açıklamalarda bulunan Erdoğan konuşmasının sonunda gençlere seslendi ve şunları söyledi:</p>
<p><em>&#8220;Altını çiziyorum modern, dindar bir gençlikten bahsediyorum. Dilinin, dininin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin davacısı bir gençlikten bahsediyorum. Kökü ezelde ve dalı ebette bir sistemin aşkına, vecdine, diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrakine sahip bir gençlikten bahsediyorum&#8221;</em></p>
<p><strong>Necip Fazıl Kısakürek</strong>’in Gençliğe Hitabe’ sini bilenlerin dikkatinden, Gençliğe Hitabe ile bu ifadeler arasındaki benzerliğin kaçması mümkün değil. İnönü’nün Gençliğe Hitabesi ile kıyaslandığında Başbakan’ın yukarıda söylediklerinin günümüz koşullarına daha fazla uyduğu muhakkak.</p>
<p>Başbakanın söyledikleri ile Necip Fazıl’ın Gençliğe Hitabe’si arasındaki benzerlik çok önemli. Zira bir kaç hafta önce <em>Gençliğe Hitabe’nin kaldırılacağı</em> dedikoduları üzerine Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı  ve Parti Sözcüsü <strong>Hüseyin Çelik</strong> bir açıklama yapmış ve <em>Gençliğe Hitabe’yi kaldırmak gibi bir düşünceleri olmadığını </em>söylemek zorunda kalmıştı.</p>
<p>Bana kalırsa Başbakan’ın partisinin Gençlik Kongresi’ndeki açıklamaları bu konudaki tartışmalara son noktayı koyması açısından önemli. Evet Başbakan Gençliğe Hitabe’ nin kaldırılıp kaldırılması gibi anlamsız bir tartışmaya dahil olmamayı tercih etmiş ama gençlere öğütte bulunurken “hangi hitabeden beslendiğini” de satır aralarında mertçe belli etmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hamidaydin.com/basbakanin-tercih-ettigi-genclige-hitabe/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ara Güler fotoğraf sanatçısı değil</title>
		<link>http://hamidaydin.com/ara-guler-fotograf-sanatcisi-degil/</link>
		<comments>http://hamidaydin.com/ara-guler-fotograf-sanatcisi-degil/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Mar 2012 22:59:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>deryadeniz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hamidaydin.com/?p=347</guid>
		<description><![CDATA[<p>Kimisine yaptığı işin ne olduğunu anlatırsınız da bir türlü kabul ettiremezsiniz.</p>
<p><em>-Hadi canım, olur mu öyle şey?</em> demeyin. <strong>‘</strong><strong>Ara Güler</strong><strong>’</strong> örneğin. 80 yaşını çoktan devirmiş bu çınar <strong>“</strong><strong>fotoğraf sanatçısı</strong><strong>”</strong> olduğunu bir türlü kabul etmiyor. Daha doğrusu mesleğinin <strong>fotoğraf </strong>kısmına bir&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kimisine yaptığı işin ne olduğunu anlatırsınız da bir türlü kabul ettiremezsiniz.</p>
<p><em>-Hadi canım, olur mu öyle şey?</em> demeyin. <strong>‘</strong><strong>Ara Güler</strong><strong>’</strong> örneğin. 80 yaşını çoktan devirmiş bu çınar <strong>“</strong><strong>fotoğraf sanatçısı</strong><strong>”</strong> olduğunu bir türlü kabul etmiyor. Daha doğrusu mesleğinin <strong>fotoğraf </strong>kısmına bir itirazı yok ama <strong>sanatçı</strong> kısmıyla bir ilgisinin olmadığını söylüyor. Son röportajında yine aynı konuya değinmiş;</p>
<p><em>- &#8220;Ben sanatçı değilim, foto muhabiriyim&#8221;</em> diyor da başka bir şey demiyor bu sevimli ihtiyar. Ama açın Vikipedi’yi, <strong>Ara Güler</strong> isminin hemen yanında mesleğinin <strong>fotoğraf sanatçısı</strong> olduğunu okursunuz. </p>
<p><strong>Kültür Turizm Bakanlığı</strong> bu yılki <strong>Kültür ve Sanat Büyük Ödülü</strong>’nü aynı anda 4 duayen fotoğrafçıya vereceğini açıklayınca <strong>Star Gazetesi</strong> bir röportaj yapmış bu sanatçı(!)larla. İsimlerini de zikredeyim ki tam olsun. <strong>Ara Güler, Prof. Dr. Sabit Kalfagil, İzzet Keribar </strong>ve <strong>Sıtkı Fırat.</strong> Benim mevzum <strong>Ara Güler</strong>. Sahibi olduğu Beyoğlu’ndaki <strong>Ara Cafe</strong>’ye her gittiğimde <em>kendisiyle karşılaşırım diye korkudan fotoğraf makinamı sakladığım Ara Güler </em>diye anlatayım ki aramızdaki ilişkideki</p>
<p>“haddi”mi belirtmiş olayım. Ama yazık ki bu yazımda yazımın konusu <strong>Ara Güler</strong>’in kendisi bile değil. Şimdi hatırlamadığım başka bir röportajında</p>
<p><strong>“</strong><strong>Doktorlar İsrail</strong><strong>’</strong><strong>de greve gitmişler, ölüm oranları düşmüş</strong><strong>”</strong>  diyordu bu foto muhabiri. Sakın,</p>
<p><em>“</em><em>-Neden İsrail?</em><em>”</em> diyerek ortalığı karıştırmayın. ABD de olabilir grevin yapıldığı yer , Türkiye de. Bu hiç bir şeyi değiştirmez. İlkin insanı gülümseten bu ifade aslında seçtiğiniz meslek ile o mesleğe zamanla başka şeyler yakıştırılması, başka iş ve ödevler yüklenmesinin yıllar sonra sizde yaratacağı tahammülsüzlüğe işaret ediyor. Çok mu doktorluk işimiz var diye düşünüyorum hepimizin. Kendi payıma örneğin, hem bir doktor olarak çok sağlıkla iç içeyim hem de bir birey. Yediğim her şeyin sağlıklı olup olmadığını, yıllardır derin uykuya yatmış olan mide ülserimi azdırıp azdırmayacağını, beni kanser yapıp yapmayacağını düşünüyorum birey olarak ilkin. Ardından bir doktor olarak en az günde bir kez kendim ve çevremdeki bütün sevdiğim insanlar için <em>bir gün tedavi edilmez bir hastalığa yakalansalar</em> diye başlayan sorulara yanıtlar arıyorum. Her gün, o gün görüştüğüm hemen herkesin;</p>
<p><em>-</em><em>“</em><em>Greyfurt kansızlığa iyi gelir mi?</em><em>”</em><em>, </em></p>
<p><em>-</em><em>“</em><em>Brokoli kanseri önlüyor mu?</em><em>”</em><em> </em><em></em></p>
<p><em>-</em><em>“</em><em>Geçen Dr. X</em><em>’</em><em>in anlattığı diyetin bir örneği sende var mı?</em>&#8221; türünden sorularına maruz kalmam da cabası.</p>
<p>Bu kadar doktorluğa gerek var mı gerçekten. Çünkü gördüğüm kadarıyla kimse kaderiyle ölmüyor artık. Bu kadar bilgiye, doktorluğa, diyete, soruya, ilaç ve tedaviye rağmen kimse kaderiyle ölmüyor. Her gün sizlerden daha fazla sayıda <em>birilerinin kanser olduğu</em>  veya <em>kalpten öldüğü</em> haberlerini alıyorum üstüne üstlük.</p>
<p>Ne kadar çok sağlıktan bahsediyoruz, ne kadar çok doktorluk yapıyoruz da hiç bir işe yaramıyor değil mi?</p>
<p>Ne yapsam?</p>
<p>Çevremdeki meslektaşlarımı örgütleyip sahiden greve mi gitsem?</p>
<p>Ya da artık <strong>Ara Cafe</strong>’ye makinamı gizlemeden girip</p>
<p>“Ben tıp doktoru değilim, foto muhabiriyim” mi desem?</p>
<p> Ne yapsam?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hamidaydin.com/ara-guler-fotograf-sanatcisi-degil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir &#8216;Devlet Projesi&#8217; olarak Kemal Burkay</title>
		<link>http://hamidaydin.com/bir-devlet-projesi-olarak-kemal-burkay/</link>
		<comments>http://hamidaydin.com/bir-devlet-projesi-olarak-kemal-burkay/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Mar 2012 22:54:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>deryadeniz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hamidaydin.com/?p=345</guid>
		<description><![CDATA[<p>Yaşına hürmeten müsaade edin <strong>Kemal Burkay</strong>’ın adını <strong>Sırrı Süreyya Önder</strong>’den önce zikredeyim. Ancak ikisini de sadece yazdıklarından ötürü tanıdığımı ve kendileriyle bütün ilişkimin ürettiklerinin üzerimde bıraktıkları etki ile sınırlı olduğunu da ilave edeyim. <strong>Kemal Burkay</strong> ve <strong>Sırrı Süreyya</strong> hakkında daha&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşına hürmeten müsaade edin <strong>Kemal Burkay</strong>’ın adını <strong>Sırrı Süreyya Önder</strong>’den önce zikredeyim. Ancak ikisini de sadece yazdıklarından ötürü tanıdığımı ve kendileriyle bütün ilişkimin ürettiklerinin üzerimde bıraktıkları etki ile sınırlı olduğunu da ilave edeyim. <strong>Kemal Burkay</strong> ve <strong>Sırrı Süreyya</strong> hakkında daha önce değişik yazılar yazdım ve hal gösteriyor ki bundan sonra da yazmaya devam edeceğim.</p>
<p><strong>Sırrı Süreyya</strong> geçen gün <strong>Fatih Altaylı</strong>’nın konuğu idi. Bir çok şey anlattı ama ben <strong>Kemal Burkay</strong> ile ilgili söylediklerine takılıp kaldım. Bir söz üstadıdır <strong>Sırrı Süreyya.</strong> Öyle <strong>Fatih Altaylı</strong>’lar falan konuşturamazlar kolay kolay kendisini. Bu sebeple <strong>Fatih Altaylı</strong>’ya <strong>‘</strong><strong>rağmen</strong><strong>’</strong> söylediklerini rutin konuşmalarından ayrı tutmak gerekir. Açıkça; <em>Kemal Burkay</em><em>’</em><em>ın son zamanlarda söylediklerinden ve de uzun bir zaman geçmesine rağmen söylemediklerinden rahatsızlık duyduğunu</em> ifade ediyor <strong>Sırrı Süreyya</strong>.</p>
<p>Aslında <strong>Kemal Burkay</strong> ile ilgili basından çok şey okuyorum ve Burkay’ın Türkiye gelişine ümit bağlayan büyük bir demokrat kitlenin beklentilerinin karşılanmamasından kaynaklanan bir şaşkınlık içinde olmalarına da hak veriyorum.</p>
<p>Türkiye’ye döndüğünde Atatürk Havalimanı’nda <strong>Burkay</strong>’ı karşılayan kalabalığın içindeydim. İyi bir niyetle ve gelemeyen bir çok arkadaşıma vekaleten gitmiştim. “<em>Türkiye</em><em>’</em><em>den kaçmak zorunda kalan bir siyasetçi nihayet yurda dönüyor ve kendini yalnız hissetmemesi gerekiyor</em>” şeklinde özetlenebilecek bir gerekçe orada bulunmam için yeterliydi. Havalimanına vardığımda <em>gereğinden fazla</em> bir kalabalığın toplanmış olmasından keyif bile almıştım. Havaalanında yapılması gereken basın toplantısı bu izdiham sebebiyle yapılamamış, program Taksim’de bir otele kaydırılmıştı. Basın toplantısında kendisine yönelttiğim sorunun yanıtını tabiri caizse <strong>zorla</strong> alabilmiştim kendisinden.  Kafası karışıktı ve zihninde <strong>Kemal Burkay</strong>’ın Türkiye ile kuracağı ilişkinin biçiminin tam olarak oturmadığını yine <strong>Kemal Burkay</strong>’ın tedirginliğinden anlayabiliyordum.</p>
<p><strong>Sırrı Süreyya Önder</strong> işte tam burasından yakalıyor <strong>Burkay</strong>’ı. Türkiye’ye dönüşünden başlarda rahatsız olmamışsa da artık rahatsız hissetmek zorunda kalıyor kendisini. “<strong>Devlet Projesi</strong><strong>”</strong><strong> </strong>diyor <strong>Kemal Burkay</strong>’ın Türkiye’ye dönüşü için. Başlarda da aynı düşüncede miydi bilmiyorum ama hiç olmazsa başlarda bu düşüncede olmamasını ümit ediyorum <strong>Sırrı Süreyya</strong>’nın. Zira <strong>Sırrı Süreyya</strong>’nın da her sabah girişinde kocaman harflerle <strong>“</strong><strong>Türkiye</strong><strong>”</strong> yazan kapısından girerek oturduğu meclisteki odası da  bir “<strong>Devlet Projesi</strong><strong>”</strong><strong> </strong>dir. Yoksa öyle değil midir?  </p>
<p>Sevgili Sırrı; Kürt sorunu hakkında fikir beyan etmek için siyasetle uğraşmak zorunda değildir hiç kimse. Ve bana kalırsa <strong>Kemal Burkay</strong>’ın yaşı artık siyaset yaparak Kürt sorunu için çözüm üretme yaşını çoktan geçmiştir. Hatta bırakalım yaşı geçmiş olsun zaten. Hatta bırakalım <strong>Sırrı Süreyya</strong> bir “görevli” olarak meclisteki odasında o gün hangi bakanla konuşacağının hesabını yaparken, <strong>Kemal Burkay</strong> da bir “sivil” olarak hangi bakanla o gün hangi konuda görüşeceğinin planını yapabilsin.</p>
<p>Sevgili Sırrı; Senin çözüm önerilerin, fikirlerin ve politik duruşunla örtüşmüyor olabilir bu yaşlı adamın fikirleri. Sırlarıyla ölmeyi bir iki kelam ederek risk almaya tercih eden yüzbinlerce insana karşın bu şairin Türkiye’ye dönme cesareti göstermiş olması bile senin kaleminden çıkacak <strong><em>küçük edebi bir övgü</em></strong>yü hak etmiyor mu sence? Bana kalırsa senin <strong>Kemal Burkay</strong> ile kuracağın ilişki “<strong>şehre bir Sırrı Süreyya filmi getirmek</strong>” bahsi ile ilgili olmalıdır bu saatten sonra. Yoksa sana <em>‘</em><em>hangi dağın yeli olduğunu</em><em>’</em> sorar, senin de <strong><em>&#8216;sivilcilik&#8217;</em></strong><em> bahsiyle &#8216;<strong>boykot</strong>&#8216;un politik olarak benzerliğinden hazzetmeme</em>ye inandığını düşünmeye başlarız. “Başlarız” derken;  ‘<strong>biz</strong>’i kastediyorum. Yani senin çok iyi tanıdığın ‘<strong>ben</strong>’i, ‘<strong>o</strong>’nu, ‘<strong>hepimiz</strong>’i&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hamidaydin.com/bir-devlet-projesi-olarak-kemal-burkay/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hürriyet&#8217;in masonlara verdiği mesaj</title>
		<link>http://hamidaydin.com/hurriyetin-masonlara-verdigi-mesaj/</link>
		<comments>http://hamidaydin.com/hurriyetin-masonlara-verdigi-mesaj/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Aug 2011 22:49:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>deryadeniz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hamidaydin.com/?p=339</guid>
		<description><![CDATA[<p><strong>Hürriyet Gazetesi</strong>’nin <strong>Başbakan</strong> <strong>Erdoğan</strong>’ın <em>YAŞ toplantısına masanın başına tek başına oturarak başkanlık ederken çekilen fotoğrafı</em>na uygun gördüğü manşet ilginçti: <strong>YENİ MASA DÜZENİ.</strong></p>
<p>Medyanın o haberi veriş şekillerindeki basitlikten mutlak bir şekilde ayrılan tek gazetenin Hürriyet olduğunu söylemeliyim.</p>
<p>Hüseyin Kıvrıkoğlu, İsmail&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hürriyet Gazetesi</strong>’nin <strong>Başbakan</strong> <strong>Erdoğan</strong>’ın <em>YAŞ toplantısına masanın başına tek başına oturarak başkanlık ederken çekilen fotoğrafı</em>na uygun gördüğü manşet ilginçti: <strong>YENİ MASA DÜZENİ.</strong></p>
<p>Medyanın o haberi veriş şekillerindeki basitlikten mutlak bir şekilde ayrılan tek gazetenin Hürriyet olduğunu söylemeliyim.</p>
<p>Hüseyin Kıvrıkoğlu, İsmail Hakkı Karadayı ve Necdet Üruğ isimlerinin ortak iki özelliği var.</p>
<p>Birincisi her üçü de Genel Kurmay Başkanlığı yapmıştır. İkincisi de yine üçünün <strong>Encümen-i Daniş</strong> üyesi olduğudur.</p>
<p>1850’de güya <em>batmak üzere olan Osmanlı’yı kurtarmak için</em> kurulur Encümen-i Daniş.</p>
<p>Bakmayın isminde geçen ‘daniş’ kelimesinin sebep olduğu <em>yanlış</em> algıya. Danışmakla hiç bir ilgisi yoktur ve Farsça ‘bilim’ anlamına gelir. Yani bir nevi <strong>‘Bilim Kurulu’</strong>.</p>
<p>Bu kurulun varlığını ne Farsça bildiğim bir kaç kelimeye ne de Osmanlı tarihine olan merakıma borçluyum. Bilgi kaynağım; <strong>Tansu Çiller</strong>. Sağolsun, Encümen-i Daniş’in alışkanlık ettiği üzere devlet büyüklerine yolladığı mektuplardan birini başbakanlığı döneminde kamuoyu ile paylaşmak nezaketinde bulununca biz de haberdar olduk bu “örgüt”ün varlığından.</p>
<p>Dediğim gibi bir alışkanlığı var bu kuruluşun. 15 günde bir 30-40 kişi olarak toplanıyor ve toplantı notlarından çıkardıkları sonuçları mektup haline getirip cumhurbaşkanına, başbakana yolluyorlar. <strong> </strong></p>
<p><strong>Erdoğan</strong>’ı bilmem ama <strong>Gül</strong> ile araları yok. Çünkü <strong>Ahmet Necdet Sezer</strong> zamanında köşkle paylaştıkları toplantı notlarını, Gül cumhurbaşkanı olduğundan bu yana yollamaz oldular.</p>
<p><a href="javascript:pick('2010/784220110808082022899.jpg','http://image.haber7.com/haber/haber7/photos//2010/784220110808082022899.jpg')"><img class="colorbox-339"  src="http://image.haber7.com/haber/haber7/photos//2010/784220110808082022899.jpg" alt="kullan" width="272" /></a>Bir önceki dönem eski TBMM Başkanı <strong>Necmettin Karaduman</strong>’ın yaptığı başkanlık görevini halihazırda <strong>Prof. Dr. Sefa Reisoğlu</strong> yürütüyor. Kuruluşun rahmetli <strong>Özal</strong>’ı cumhurbaşkanı seçtirmemek için yaptığı manevralar, 28 Şubat kararlarının alınmasında <strong>Demirel</strong>’e uyguladıkları baskılar, 367 safsata kararının alınmasında ve memleketin <strong><em>Abdullah Gül cumhurbaşkanı olmasın diye</em></strong> referanduma sürüklenmesinde gösterdikleri olağanüstü çabalar artık herkesin malumu.</p>
<p>Ancak herkes benimle aynı fikirde değil.</p>
<p>Örneğin İsmail Hakkı Karadayı, Encümen-i Daniş’in eski üyeleri arasında <em>Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay, Refet Bele, Hasan Saka, Falih Rıfkı Atay, Hüseyin Cahit Yalçın, Tayfur Sökmen, Feridun Cemal Erkin, Kazım Orbay, Memduh Tağmaç,Cihat Baban, Sadi Irmak, Kemal Kayacan, Celal Eyiceoğlu, Asım Gürbüz, Fahrettin Altay, İrfan Özaydınlı</em> gibi isimler olduğunu belirtiyor ve soruyor:</p>
<p>“-Bu tür insanlardan bu memlekete zarar gelir mi? “</p>
<p>Gelir mi? “<strong>Bilim Kurulu Üyesi”</strong>nin  yakın tarih konusunda Harbiye’de öğretilenden daha fazla ‘<strong>bilgi’</strong>ye ihtiyacı olduğu aşikar.</p>
<p>Gelelim maruzatıma:</p>
<p>Encümen-i Daniş’in son <strong><em>eylem</em></strong>inin <strong>Işık Koşaner</strong> ve Kuvvet Komutanlarının istifaya zorlanması olduğunu düşünüyorum. Henüz bu konu hakkında bir veriye sahip değilim ama <strong>Kenan Evren</strong>’e:</p>
<p>“Aman darbeyi benim cumhurbaşkanlığım döneminde yapmayın! Sicilim kirlenir. ”</p>
<p> diye ricada bulunan <strong>Fahri Korutürk</strong>’ün ayağının tozuyla Encümen-i Daniş toplantısına katıldığını öğrendikten sonra bu <strong><em>ihtimal </em></strong>bana masum bile görünüyor.</p>
<p>Sakın olmaz demeyin. Bu üç kudretli Genel Kurmay Başkanı Fenerbahçe Orduevi’nde değil yıllardır Moda Deniz Kulübü’nde  bir araya gelip mevcuttaki Genel Kurmay Başkanı’na alacağı önemli kararlara ilişkin emirler vermiyorlar mı? Şimdi kimse görevdeki başkanın da içinde olduğu en yüksek rütbeli 4 generalin sabık komutanlarına danış(!)madan aynı anda istifa kararı aldığını iddia etmeye kalkmasın, olur mu?</p>
<p><a href="javascript:pick('2010/665120110808082000976.jpg','http://image.haber7.com/haber/haber7/photos//2010/665120110808082000976.jpg')"><img class="colorbox-339"  src="http://image.haber7.com/haber/haber7/photos//2010/665120110808082000976.jpg" border="0" alt="kullan" width="120" /></a>Eğer elinizde 1 ABD Dolarınız varsa arkasını çevirip bakın. En tepesinde tek bir gözün yer aldığı mısır piramidinin altında <strong>‘Novus Ordo Seclorum’</strong> yazar. Latince bir ifadedir ancak dünyada İngilizce karşılığı daha çok kullanılır: <strong>New World Order</strong>. Yani masonların ve ABD eski başkanı <strong>George Bush</strong>’un çok sevdiği <strong>“Yeni Dünya Düzeni”.</strong></p>
<p>Bu durumda Hürriyet belki de Erdoğan’la buzları eritmek adına sadece bir manşet atmakla kalmamış, <em>yollarını ayırmak pahasına</em> bir mesaj da vermiş oluyor masonlara:</p>
<p>“Eski düzen bitti<strong> </strong>işte <strong>Yeni Türkiye Düzeni.”</strong><strong> </strong></p>
<p>Eh Türkiye’de kadınların kesinlikle üye olamadığı iki ünlü kuruluş söyleyeyim de belki beni bir sonraki yazıda aralarındaki ilişkiyi anlatmak zahmetinden azat edersiniz:</p>
<p>Biri <strong>Mason locaları</strong> bir diğeri de <strong>Encümen-i Daniş</strong>.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hamidaydin.com/hurriyetin-masonlara-verdigi-mesaj/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oğuz Yorulmaz&#8217;ın annesi</title>
		<link>http://hamidaydin.com/oguz-yorulmazin-annesi/</link>
		<comments>http://hamidaydin.com/oguz-yorulmazin-annesi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Aug 2011 22:46:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>deryadeniz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hamidaydin.com/?p=336</guid>
		<description><![CDATA[<p>Susurluk kazasının ardından yapılan yargılamalardan <strong>Oğuz Yorulmaz</strong> isimli polis memurunun da içinde olduğu ‘<strong><em>alt kadro</em></strong><strong><em>’</em></strong>nun aldıkları hariç hiç bir ceza çıkmamıştır. Hoş <strong>Oğuz Yorulmaz</strong>’ın topu topu 296 gün hapis yattığı göz önüne alındığında, aldıklarına <strong>ceza</strong> demek için bin şahit lazım&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Susurluk kazasının ardından yapılan yargılamalardan <strong>Oğuz Yorulmaz</strong> isimli polis memurunun da içinde olduğu ‘<strong><em>alt kadro</em></strong><strong><em>’</em></strong>nun aldıkları hariç hiç bir ceza çıkmamıştır. Hoş <strong>Oğuz Yorulmaz</strong>’ın topu topu 296 gün hapis yattığı göz önüne alındığında, aldıklarına <strong>ceza</strong> demek için bin şahit lazım ya, o da ayrı.</p>
<p><strong>Ayhan Çarkın,</strong> Oğuz Yorulmaz’ın ‘dava’ arkadaşı. Bu yıl Newroz kutlamalarına katılıp boynuna taktığı sarı-kırmızı-yeşil örgülerle kameralara poz verdiğinde çok şaşırmıştım. Meğer bu poz 90’lı yılların Özel Harekat cinayetlerinin üstündeki perdenin kalkacağına  dair bir işaretmiş. Doğrusu yeni yeni anlamaya başlıyorum. Talep ettiği ve gerçekleri anlatacağını söylediği <strong>“</strong><strong>Hakikatları Araştırma Komisyon</strong><strong>”</strong><strong> </strong>kuruldu mu bilmiyorum ama 2008’ de <strong>Uğur Dündar</strong>’a en az 1000 ( yazıyla bin ) kişiyi öldürdüğünü söyleyen <strong>Ayhan Çarkın</strong> şu an içerde ve son yaptığı itiraflarla tutuklanan kişi sayısına 8 kişi daha eklendi.</p>
<p><strong><img class="colorbox-336"  src="http://fotogaleri.haber7.com/inner//508820110815091425398.jpg" alt="kullan" width="250" />Yılmaz Erdoğan</strong>’ın amcası <strong>Namık Erdoğan</strong><strong>’</strong>ın da içinde bulunduğu bir çok kişiyi öldürdüklerini itiraf eden <strong>Ayhan Çarkın,</strong> gerek Güneydoğu Anadolu’da gerekse “ova” dediği İstanbul’da işledikleri bütün cinayetlerin <strong>İbrahim Şahin</strong> ve <strong>Mehmet Ağar</strong>’ın bilgisi dahilinde olduğunu açık açık söylüyor.</p>
<p> <strong>Mehmet Ağar</strong><strong>’</strong>ın isminin Türkiye’de <strong>Tansu Çiller</strong>’in, biraz zorlanınca da <strong>Demirel</strong>’in isimleriyle birlikte anıldığını bilmeyen yok. Ne zaman 90’lı yıllarda işlenen cinayetleri işleyenlerin yargılanması ile ilgili bir mevzu konuşulsa işin ucu Mehmet Ağar’a, sohbet bir dakika kadar daha uzasa Tansu Çiller’e, biraz daha derinleştirilse <strong>Süleyman Demirel</strong>’e  uzanır. <strong>Mehmet Ağar </strong>da bunu bildiğinden kimsenin, <em>bu arasında harç olmayan tuğladan duvarın</em> tek bir tuğlasını çekmeye kalkışamayacağını sürekli iddia eder. Çünkü  tek bir tuğlanın çekilmesi bütün duvarın yıkılacağı anlamına geleceğinden, <strong><em>altında  Tansu Çiller ve Süleyman Demirel</em></strong><strong><em>’</em></strong><strong><em>in kalacağı bir duvarın asla yıkılamayacağını</em></strong> zannediyor kendisi. Haklı mı bilmiyorum ama Ayhan Çarkın’ın kendini tutuklatmak için bu kadar uğraşmak zorunda kaldığı bir ülkede işin ucunu bırakın Demirel’e Mehmet Ağar’a dayandırmak bir hayli zor görünüyor.</p>
<p> <img class="colorbox-336"  src="http://fotogaleri.haber7.com/inner//665120110815091534564.jpg" border="0" alt="kullan" /></p>
<p><strong>Mehmet Ağar</strong>, Ankara’da tek başına Ağır Ceza’da yargılanıyor. Davanın <strong>Veli Küçük</strong> ile irtibatlandırılarak Ergenekon Davası ile birleştirilmesi taleplerine yargı sürekli  ayak diriyor. Ayhan Çarkın’ın itiraflarından,  asıl sorumlu olarak gördüğü İbrahim Şahin, Mehmet Ağar ve Tansu Çiller’in yargılanmasını istediği anlamak zor değil. Bu sebeple sürekli açılan toplu mezarlar ve tutuklanan Özel Harekatçıların itiraflarının bu 3 ismi sıkıştıracağına inanıyor.</p>
<p><strong><img class="colorbox-336"  src="http://fotogaleri.haber7.com/inner//395920110815091622793.jpg" alt="kullan" />Nuran Yorulmaz</strong> da, Ayhan Çarkın’ın suç ortağı oğlu <strong>Oğuz Yorulmaz</strong> 2005’te <strong><em>güya</em></strong> bir bar kavgasında öldürüldüğü günden bu yana bu 3 ismin bir gün yargı karşısına çıkacağına inanıyor. </p>
<p><em>“</em><em> </em><em>-Oğlumu devlete polis diye verdim çeteci yaptılar,</em><em>”</em> diyor olmuyor.</p>
<p><em>“</em><em>-Oğluma 94 kişiyi öldürttüler sonra da kendisini öldürdüler</em>,” diyor olmuyor.</p>
<p><em>“</em><em>-Oğlumun ölümünden Veli Küçük sorumludur. Sadece onun sorumluluğu yetmez, İbrahim Şahin, Mehmet Ağar ve Tansu Çiller de aynı derecede sorumludurlar,</em><em>”</em> diyor yine olmuyor. Bundan sonra da bir şeylerin kolay kolay olacağı yok.</p>
<p>Bakmayın soyadına.<strong> Nuran Yorulmaz</strong> varsa eğer <strong>Yüksek Yargı Şurası</strong>, orada Başbakanın yanında oturan kişi istifa edip yerine geçen kişi de yan taraftaki normal koltuklardan birine oturup gazetelere manşet olacak yeni bir fotoğraf vermediği sürece,  daha çooook <strong>“</strong><strong>YORULUR</strong><strong>”</strong><strong></strong></p>
<p><strong>Not: </strong>Geçen haftaki yazımda kadınların mason olamayacağını yazmıştım. Kıymetli bir dostum DÜA’tan bir mail aldım. Meğer 1991 yılında kurulan ve hali hazırda 1000 civarında üyesi bulunan <strong>Türkiye Kadın Mason Büyük Locası</strong> varmış. Doğrusu dostumun mailinde “<em>masonlara atfettiğim etkinliği yüklemenin ancak masonların kendilerini önemsemelerine yol açacağı, işi bilenleri ise gülümseteceği</em>“ şeklinde ifade ettiği satırlarla 1991 de kurulan Kadın Locası verisini birleştirince biraz daha <strong><em>gülümseyen taraf</em></strong>a yaklaştığımı fark ettim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hamidaydin.com/oguz-yorulmazin-annesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İşçiler iyi çalışsın, gülümse!</title>
		<link>http://hamidaydin.com/isciler-iyi-calissin-gulumse/</link>
		<comments>http://hamidaydin.com/isciler-iyi-calissin-gulumse/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Aug 2011 06:20:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>deryadeniz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hamidaydin.com/?p=333</guid>
		<description><![CDATA[<p><strong>Sezen Aksu</strong>’nun şarkısında yoktur bu bölüm. Oysa bana kalırsa <strong>Kemal Burkay</strong>’ın “<strong>Gülümse</strong>” şiirinin en güzel dizesidir. Zaten bütün ideolojisini üstüne bina ettiği “çalışan” işçi sınıfı olmadan solun ne partisi kurulur ne şiiri yazılır.</p>
<p><strong>Kemal Burkay;</strong> 1980 yılında, <strong>Ahmet Kaya</strong>’nın öldüğü&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Sezen Aksu</strong>’nun şarkısında yoktur bu bölüm. Oysa bana kalırsa <strong>Kemal Burkay</strong>’ın “<strong>Gülümse</strong>” şiirinin en güzel dizesidir. Zaten bütün ideolojisini üstüne bina ettiği “çalışan” işçi sınıfı olmadan solun ne partisi kurulur ne şiiri yazılır.</p>
<p><strong>Kemal Burkay;</strong> 1980 yılında, <strong>Ahmet Kaya</strong>’nın öldüğü yaşta, Lübnan üzerinden gizlice Türkiye’yi terk eder. Bu ikinci sürgünüdür. İlkine göre daha kısa süreceğini zannettiği, “-<em>en fazla 4-5 yılda dönerim</em><em>”</em> dediği bu ikinci sürgünü kendi ifadesiyle: İ<em>htilal bitse bile sebep olduğu zihniyetin devam etmesi</em> sebebiyle tam 31 yıl sürer.</p>
<p>Dün akşam üstü Atatürk Havalimanı’nda Kemal Burkay’ı bu sürgün hayatından dönerken karşılamaya <strong>Genç Siviller</strong>le birlikte gittim. Hatta gitmeden önce <em>yeterli kitleyi oluşturmak için</em> gelişinden habersiz bazı duyarlı arkadaşlarımı bizzat arayarak havalimanına götürdüm. Aman Allah’ım o ne kalabalık!  Bir basın ordusu, bütün TV kanalları ve binlerce insan Dış Hatlar Terminali’ni doldurmuş durumda. İki dakikada yürümesi gereken yolu yirmi dakikada yürüyebildi Burkay. Aşırı sevgi gösterisinin yarattığı izdihamı önlemede 200 ü aşkın polis bile yetersiz kaldı. Ne kendisi konuşabildi ne de onca hazırlık yapan <strong>Genç Siviller</strong><strong>’</strong>in <strong>Yurttan Kürtçe Sesler Korosu</strong>’nun söylediği şarkıyı dinleyebildi.</p>
<p><strong>Kemal Burkay</strong>’ın medyaya teşekkür ederek <em>basının kendisinin Türkiye</em><em>’</em><em>ye dönüşü konusunda cesaretli bir tutum izlediği</em>ni söylemekle başladığı Taksim’deki Basın Toplantısı da çok yoğundu.</p>
<p><strong>Kemal Burkay,</strong> kendisini Türkiye’ye çeken koşulların olgunlaşmasının sebebini 2. Yumuşama Dönemi’nde olmaya bağlıyordu. 1993’te <strong>Özal</strong> ve <strong>Talabani</strong>’nin iyi niyeti ile başlayan ateşkesin barışa bir şans tanıdığını ancak bu şansın heba edildiğini, bugün bu şansın tekrar oluştuğunu, kendisinin de barışa katkı için burada bulunduğunu söyledi. Kendisine <em>1993 te iyi niyetinden emin olduğu Özal ve Talabani gibi bu 2. Yumuşama Dönemi</em><em>’</em><em>nde yine iyi niyetlerinden emin olduğu yeni isimler olup olmadığı</em>nı sordum. Biraz üstü kapalı bir yanıt vermekle birlikte ikinci kez kendisinden daha net bir bir cümle almaktaki ısrarım üzerine <strong>Cumhurbaşkanı Abdullah Gül</strong> ve <strong>Başbakan Recep Tayyip Erdoğan</strong>’ın iyi niyetle bu süreçte çok önemli roller üstlendiklerini söyledi. <strong>Anayasa Mahkemesi</strong>’ni <em>BDP</em><em>’</em><em>yi kapatmamakla,</em> <strong>TRT Şeş</strong>’i <em>hem devlet televizyonu hem de Kürtçeye sahip çıkmakla </em> sürecin önemli aktörleri olarak gördüğünü belirtti. Hatta hakkında çok ciddi kuşkuları olmasına rağmen <strong>Kemal Kılıçdaroğlu</strong>’nun bile Kürt sorununu kabul etmesi ve aftan söz ederek Milli Savunma bütçesinin kısılması gerektiğine değinmesi sebebiyle sürece olumlu yönde katkıda bulunduğunu ilave etti.</p>
<p>Son yıllarda siyasi hayatımıza çok Kemal’ler girdi. Pek bir ağız tadı vermediler. Nedense bu “Mustafa” Kemal Burkay’la birlikte artık şehre barış geleceğine daha bir inanıyorum.</p>
<p>Şairler mahzun kişilerdir her zaman. O yüzden ne söyleseler söylesinler, ne kadar ümit verseler versinler hep hüzünlü cümleleri kalır akıllarda. Benim de aklımda en çok Türkiye’nin en çalışkan ve en mahzun sanat işçisi <strong>Ahmet Kaya</strong>’ya atfen söyledikleri kaldı:</p>
<p><em>“</em><em>Sürgünde kalp krizinden genç yaşta ölmediğim için şanslıyım.</em><em>”</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hamidaydin.com/isciler-iyi-calissin-gulumse/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TSK dünyanın en kalabalık 4. ordusu</title>
		<link>http://hamidaydin.com/tsk-dunyanin-en-kalabalik-4-ordusu/</link>
		<comments>http://hamidaydin.com/tsk-dunyanin-en-kalabalik-4-ordusu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jul 2011 12:33:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>deryadeniz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hamidaydin.com/?p=327</guid>
		<description><![CDATA[<p>Türkiye Ordusu ülke nüfusunun %1.08’ini teşkil ediyor. Bu durum onu bu kategoride  dünyanın en büyük 7. Ordusu yapıyor. Kuzey Kore, İsrail, Yunanistan, Suriye, Güney Kore ve Irak orduları nufüslarına göre TSK’dan daha yüksek yüzdeli orduya sahip ülkeler.</p>
<p><strong>Federation of American</strong>&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Ordusu ülke nüfusunun %1.08’ini teşkil ediyor. Bu durum onu bu kategoride  dünyanın en büyük 7. Ordusu yapıyor. Kuzey Kore, İsrail, Yunanistan, Suriye, Güney Kore ve Irak orduları nufüslarına göre TSK’dan daha yüksek yüzdeli orduya sahip ülkeler.</p>
<p><strong>Federation of American Scientists</strong> raporuna  göre dünyanın en kalabalık ordusu Çin’de. Çin’in 2.4 milyon askeri var. Ardından ABD, Rusya ve Güney Kore geliyor. Türk Silahlı Kuvvetleri <strong>FAS</strong> verilerine göre 789 bin asker barındırıyor ve ilk 10’a giriyor. Ancak son kaynaklar TSK’nın asker sayısının 1 milyon 43 bin kişi olduğunu söylüyor. Buna göre 1 milyon 490 bin nüfuslu ABD ve 1 milyon 300 bin nüfuslu Hindistan ordularından sonra Türkiye ordusu dünyanın en büyük  4. ordusu oluyor.</p>
<p>Rakamların şaşırtıcı rolü burada bitmiyor. TSK’da görev yapan subay sayısı 30 binin üstünde. Yedek subaylarla bu rakam 46 bini buluyor. Ayrıca 100 bin astsubay, 70 bin uzman ve 50 bin civarında sivil memur TSK’da görev yapıyor. Yani her ay düzenli maaş ödemesi yapılan askeri personel sayısı 300 bine yakın. Geri kalan 500 bin asker ise er ve erbaş. Onların da az da olsa aldıkları bir maaşları var.</p>
<p>Ordusu olmayan ülkeler yok mu? Elbette var: <strong>İzlanda</strong> örneğin.1869 yılından beri bir orduya sahip değil. <strong>Dominik Cumhuriyeti, Haiti, Kosta Rika, Panama</strong> gibi bir çok ülke de hakeza.</p>
<p><strong>Monako</strong> ilginç; 17. yüzyıldan beri  ordusundan feragat etmiş durumda. Gerekli olduğu durumlarda korunması Fransa’ya ait. Hemen dudak bükmeyin, <em>“-bak korunmasını Fransa yapıyor, “</em> diye.</p>
<p>“…milletimiz insanî ve asrî gayeleri tebcil ve fennî ve sinaî, iktisadî hal ve ihtiyacımızı takdir” ettiğinden, “devlet ve milletimizin dahili ve harici istiklâli ve vatanımızın tamamisi mahfuz kalmak şartıyla” daha önce ortaya konular sınırlar içinde “milliyet esaslarına riayetkâr ve memleketimize karşı istila emeli beslemeyen herhangi bir devletin fennî, sinaî, iktisadî muavenetini [yardımını] memnuniyetle karşılarız” cümlesi Monako AnayasI’sından değil, <strong>Erzurum Kongresi Kararları’</strong>ndan alınma. Neyse şu ender kullandığım izin günlerimden birinde hiç olmazsa fazla siyasete bulaşmayayım.</p>
<p>Monako’nun ordusu yok ama çok ünlü bir Flarmoni Orkestrası var. Hani diyorum 1919’da ABD mandasına girmekten son anda kurtulan (!) memleketimizde ordu ile yatıp ordu ile kalkanlara ders olur mu bilmem ama bir gün Monako’da darbe olduğunu  duyarlarsa merak etmesinler darbeyi ordu değil Filarmoni Orkestrası yapmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hamidaydin.com/tsk-dunyanin-en-kalabalik-4-ordusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vay Şerefsiz!</title>
		<link>http://hamidaydin.com/vay-serefsiz/</link>
		<comments>http://hamidaydin.com/vay-serefsiz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Jul 2011 08:18:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>deryadeniz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hamidaydin.com/?p=323</guid>
		<description><![CDATA[<p>Muhtemelen The Times’a kapak olan Türkiye’nin  tek Kürt sesli sanatçısı Aynur Doğan’dır. Hani şu TSK’nin ihmali ve PKK’nin saldırısı sonucu ‘elbirliği’ ile şehit ettiğimiz 13 kürt ve türk askerin yasının tutulduğu gece İstanbul Caz Festivali kapsamında verilen konserde yuhalanan sanatçı&#8230;</p>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Muhtemelen The Times’a kapak olan Türkiye’nin  tek Kürt sesli sanatçısı Aynur Doğan’dır. Hani şu TSK’nin ihmali ve PKK’nin saldırısı sonucu ‘elbirliği’ ile şehit ettiğimiz 13 kürt ve türk askerin yasının tutulduğu gece İstanbul Caz Festivali kapsamında verilen konserde yuhalanan sanatçı Aynur var ya işte o.</p>
<p>Protestocular önce, “Daha şehitlerin kanı kurumadı, Türkçe söyle” diye bağırmışlar. Ardından İstiklal Marşı’nı okumuşlar. Hatta sahneye pet şişe ve minder fırlatan ve kan isteyen bir vatansever inanmayacaksınız ama; “-Biz buraya Akdeniz şarkıları dinlemeye geldik, bunlar Akdenizli değil ki”  bile demiş.</p>
<p>Ya hu bizim bildiğimiz yas tutan kişi bırakın caz konserlerine gitmeyi evindeki televizyonu bile açmaz. Keyif verici hiç bir şey yapmaz, güzel hiç bir şey giymez, sakal tıraşı olmaz. Dindar ise oturup bir yasin okur. Değilse bir tütsü yakar.</p>
<p>Yazabiliyorsa oturur ölüsünün ardından bir şiir yazar, yakabiliyorsa bir ağıt yakar. Hiç birine yetemiyorsa iki damla gözyaşı akıtır yanağından, acısına yaslanıp yatar.</p>
<p>Ya hu bunlar askere gitmemek için Açık Öğretim Fakültesi dahil memlekette bitirmedik üniversite bırakmayan vatanseverler değil mi? Tek bir askerlik anıları olmayan ama size askerden yırtmak için attıkları taklalarla ilgili 20 anıyı ayaküstü anlatan bizzat bu vatanseverler değil mi?</p>
<p>Ya hu bu devletin anayasasında davet edildiği konserde kendi anadiliyle türkü söyleyen bir sanatçıya ağzına gelen her şeyi söyleme lüksünü kendinde hak olarak gören densizleri halkı kin ve düşmanlığa teşvik etmek ve cezalandırmaktan mahkum ettirecek  bir kanun maddesi yok mu? </p>
<p>Eğer yoksa yandık. 1999’da Magazin Gazetecileri Derneği yemeğinde Ahmet Kaya’yı linç eden kalabalık oradan kalkıp sarhoş naraları ata ata 12 yılda İstanbul Caz Festivali’nin yapıldığı yere varmış ve bize haddimizi bildirmeye gelmiş demektir.</p>
<p>Sizi bilmem ama ben şahsen 12 yıl sonra ne bir daha burnu kırılan Serdar Ortaç’ları ne de ceket kravat takıp  katline sebep olduğu sanatçıyı mezarında ziyaret ederek çiçek bırakan  “eskimiş” Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’leri görmek istemem.</p>
<p>Hele hele döndüklerinde köşelerinde: “mezarlık görevlileri 12 yıldır sanatçının o çok güzel söylediği Türkçe türkünün her akşam üstü mezarından kederli nağmeler şeklinde yükseldiğini söylediklerinde çok efkarlandım: &#8220;ölürsem kabrime gelme istemeeeeeeeem&#8230; &#8221; diye yazmalarını hiç istemem.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hamidaydin.com/vay-serefsiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

